
Pınargözü mağarası Türkiye’nin en uzun mağarası olarak söylense de araştırılmayan birçok kısmı ve farklı raporlarda yazan (hatta aynı raporda bile 3 farklı ölçüm sonucu bulunmakta) ve uyuşmayan ölçümleriyle bilinmezliğini hala korumaktaydı. Bu sebeple İTÜMAK - BÜMAK - BUMAD olarak ilkini geçen sene düzenlediğimiz araştırma gezisine kaldığımız yerden bu sene de devam etmeye karar verdik. Buz gibi suyuyla ve içeride esen rüzgarlarla, girmeden önce herkesi şüpheye düşürecek olmasına rağmen mağaraya girdiğinizde alışıyordunuz. Geçen sene yaklaşık 5 km’lik bir ölçüm yapmıştık ve döşemeleri düzelterek Çöl kampına kadar ulaşmıştık. Bu seneki planımız ise Çöl kampından ayrılan fosil kollara bakıp (bu kollar Türk ve Romen kolu olarak isimlendirilmiş çünkü önceki senelerde yapılan araştırmalarda Romenler ve Türkler çalışmış) ölçmeyi planlamıştık. Pınargözü su çıkan bir mağara ve girişten itibaren pozitif bir yönelime sahip. Bu yapıya sahip olması ilerlemeyi daha da zorlaştırıyor. Ancak Romen kolunda daha önceden keşfedilen 80 metrelik bir iniş bulunması mağaranın yapısındaki farklılıkları ortaya koyuyordu. Bu inişten sonra bizi nelerin beklediğini bilmiyorduk. Ayrıca Türk kolundaki genişletilmesi gerektiği söylenen dar bir pasajdan ilerisine dair de bir bilgi yoktu. Bunların yanı sıra Çöl kampından sonra ayrılan ana kolun ne kadar yukarı ve ileri gittiği de kaynaklardaki bilgilerin tutarsızlığı yüzünden bilinmezliğini korumaktaydı.

Yaklaşık 3 hafta süren gezinin sonunda Kristal kolda, Fosil kolda, Çöl Kampı ilerisindeki Romen ve Türk kolunda daha önce araştırılmayan yerlerden ölçümler alındı. Romen kolunda 200 metreye yakın bir iniş çıkmasıyla mağaranın düden şekline bürünmesi oldukça şaşırtıcıydı. Ayrıca civar bölgelerdeki ihbarlar değerlendirilerek yeni mağaralar araştırıldı.

Üç günlük mağara kampımızın son günündeydik. (Ahmet, Bora, Bülent , Recep) O gece iki kişi daha kampımıza dahil olacaktı ve maksimum 4 kişilik çadırda 6 kişi kalacaktık. Ahmet ve Bora, Romen kolunda döşemeye devam ederken biz de Recep ile peşlerinden ölçe ölçe gidiyorduk. Yüz istasyon alıp mağaraya yaklaşık 875 metre kazandırdıktan sonra üşümenin ve biraz da sıkılmanın etkisiyle Çöl Kampı’na döndük. Yemek yiyip uyumayı planlıyorduk ki Bora ve Ahmet’in sesi yaklaşmaya başladı. Bizim yemeğimiz bitmişti ancak onlar da yiyeceği için uyuyamayacağımızı anlayıp onları beklemeye başladık. Onlar soyunurken kendi yemekleri için bize dışarıdan suyu uzatmışlardı. Kaşla göz arasında nasıl olduysa ocağa koyması için Recep’e uzattığım suyu sektiren Recep’i gördüm. Bir sektirdi, iki sektirdi ve sonra baam diye suyu çadıra boşalttı. Sonra çadırın köşesine sindi, dizlerini kendine çekti ve uyku tulumunun içinden süt dökmüş kedi gibi suya bakıyordu. Ortam hem gergin hem de sinirden gülen bizlerle doluydu. Çadırı boşaltıp ıslanan matları tüple kurutmaya çalışırken Nurkan ve Hasan, Çöl Kampı’na gelmek üzereydi. Onlar vardığında hala her şey çadırın dışındaydı. Bora ve Recep de peçetelerle çadırı kurulamaya çalışıyordu. Ortalık biraz toparlandıktan sonra kafamın içinde şu düşünceler dönmeye başladı “Altı kişi nasıl sıkışacağız ? Acaba hazır kaç dakikadır çadırın dışındayken hiç oturmadan harekete mi geçsek ?”.

Daha sonra bu düşüncemi gerçekleştirmek üzere “Bizim oğlan huysuzlanmaya başladı yaramazlık da yapıyor. Ben bizim oğlanı (Recep’i) alıp Plaj Kampı’na gideyim. Zaten çıkışımız yarın sabah. Bir gece kalır sabah erkenden çıkarız. Hem de sıkışmamız oluruz burada.” dedim. Recep’e de gidecek kadar iyi hissedip hissetmediğini sorduktan sonra aldığım olumlu cevap üzerine hazırlanıp yola çıktık. Plaj Kampı’na vardığımızda derin bir oh çekip birbirimize baktık ve Çöl’de yaşanan olayı hatırlayıp kahkaha attık. Daha sonra acaba direkt çıksak mı diye düşünürken gece çıkmanın mantıksız olduğunu sabahtan çıkıp kahvaltıya yetişmenin daha iyi olacağına karar verip soyunup çadıra girdik. Alarmlı saatimizin olmaması üzerine Recep dahiyane fikrini ortaya attı. Fikir şuydu ki “Tuva- letimi tutarsam sabah kalkar kaldırırım seni de.”. Sonra bir çorba içip uyuduk ve bu dahiyane fikir tam olarak gerçekleşti ve Recep tuvalete kalkıp beni de kaldırdı. (Saat 05.30) Uyandığımızda yine bir çorba içip yola koyulduk ve mağaradan çıkıp kahvaltı sofrasına yetiştik.
Yazan: Bülent Efe Temur

Category: Caving