Geçen Aydan Kalanlar         Taner Derbentli

            
MEKTUP          (6 Haziran 2016)     
    
Mektup, bilişim alanındaki gelişmelerle, önemini giderek yitiren bir iletişim yolu oldu. Çok değil, otuz yıl öncesine kadar mektupla yazışmak, haber iletmek en yaygın iletişim aracıydı. Uzak mesafelere telefonla erişmek kolay değildi, farklı kentlerde, ülkelerde yaşayan yakınlarımıza mektup yazardık. Zahmetli ama güzel bir uğraşıydı. İnsanın düşüncelerini toparlaması, yazıya dökmesi kolay değildir. Telefonla konuşurken dudaklarımızdan kendiliğinden dökülen sözler, nasılsın, iyi misin, şu nasıl bu nasıl’ dan öteye pek gitmez. Oysa mektup yazarken insan daha özenli davranır, bazen bir cümleyi yazmak dakikalar alır, sadece yaşadığı olayları değil, bu olaylarla ilgili düşüncelerini, duygularını, yorumlarını da yazıya döker. Mektup yazmak yazınsal bir uğraştır.
    
Uzunca bir süre annemden, babamdan, kardeşlerimden ayrı kaldım. Her hafta karşılıklı birer mektup Atlantik’ i geçerdi. Her ne kadar, zarfın üzerine ‘uçak ile’ etiketi yapıştırılsa da, mektup bazen gemi ile limanları dolaşır, aylar sonra elimizde olurdu. Doğal olarak o bir iki hafta kaygılı bir bekleyiş içinde geçerdi. Posta kutusunda mektup bulmak büyük bir sevinç nedeni olur, mektup birkaç kez neşe ile okunurdu. Mektuplar çoğunlukla iyilik, çok az da olsa acı haberleri taşırdı. Annem ve babamdan gelen mektupların hiçbirini atamadım, evde büyük bir kutu içinde dururlar. Emeklilik yaşamımın bir bölümünü de bu mektupları yeniden okuyup değerlendirerek geçirmeyi planlıyorum.
    
Mektup aynı zamanda bir edebiyat alanıdır. Dostlar, analar, babalar, çocuklar, sevgililer arasında yazılmış bir çok mektup, yayımlanmıştır. Hemen aklıma gelen birkaç kitabı belirteyim. Piraye’ ye Mektuplar , Nazım Hikmet (Yapı Kredi Yayınları), İsmet İnönü Erdal İnönü Mektuplaşmaları (Can Yayınları), Nezihe Neyzi’ den Oğlu Nezih Neyzi’ ye Mektuplar (Sel Yayınları), Kızlarıma Mektuplar (Emre Kongar), Sabahattin Ali’den kızı ve eşine mektuplar : Canım Aliye, Ruhum Filiz (Yapı Kredi Yayınları), Dostlarla Mektuplaşmalar (Stefan Zweig, Tekin Yayınevi), Yaşlı Bir Şaire Mektuplar (Memet Fuat, Adam Yayınevi). Tabii Haldun Taner’ in ‘Devekuşuna Mektuplar’ ını, Ali Sirmen’ in Pazar günleri, “Sevgili,” diye başladığı mektupları da unutmamak lazım.
    
Mektup göndermenin bir de formalitesi vardı. Zarfa konur, üstüne pul yapıştırılır, postaneye veya posta kutusuna atılırdı. Gelen mektubun üzerindeki pul da ilgiyle incelenir, varsa pul koleksiyonuna eklenirdi. Günümüzde mektubun yerini, e-posta, sosyal medya ve SMS aldı. Aldı demek de zor ama, hemen erişme, çabuk yanıt alma gibi üstünlükleri de var. Bence e-postanın kolaylıklarından yararlanmakla birlikte, geleneksel mektubu da unutmamalı, arada sırada yakınlarımızı bu yolla sevindirmeliyiz.
    
İzin verirseniz bu yazıyı henüz olmayan torunuma, 1. yaşgünü için yazdığım mektupla bitireyim :
    
“ Sevgili torunum,
    
    Gülümse,
    Sana uzanan parmakları tut,
    Çevrendeki her şeyi gözlemle ve dinle.
    
Yanaklarından öperim.
    
Dipnot : Bu mektubu her doğum gününde oku. ”